(TBMM) - TBMM Genel Kurulu`nda konuşan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan`ın yeniden `Turpun büyüğü heybede` açıklamasına ilişkin "CHP tertemiz bir parti, Ekrem İmamoğlu`nu cezaevine koymak için bulabildiğiniz deliller ortada. Ortada delil kırıntısı bile yok ama bu koşullarda `Pisliği örtemeyeceksiniz` diyor. Sayın Cumhurbaşkanı pislik örtme uzmanıdır. 17-25`i burada akladınız, Zehra Taşkesenlioğlu`nu burada yargılamadınız, kendi bakanlığına dezenfektan satan bakana hiçbir şey yapmadınız. İşte bu, pislik örtmenin ta kendisidir" dedi.
TBMM Genel Kurulu`nda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu`nun tutuklanmasına muhalefetin tepkisi devam ediyor. İmamoğlu`nun tutuklanmasının ardından ekonomide ve ülke genelindeki protestolarda yaşanan olumsuz olaylara ilişkin konuşan grup başkanvekilleri, iktidarın tutumunu eleştirdi.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, şunları söyledi:
“19 Mart`taki yargı süreciyle ilgili olarak ekonomik maliyet hep tartışıldı. Merkez Bankası ne kadar döviz yaktı? Bu hukuksuzluğun bir bedeli olacaktı, Ceza Muhakemesi Yasası`na aykırı soruşturma sürecinin bir bedeli olacaktı ama biz bilemiyoruz. Geçmiş zamanda Sayın Ali Babacan ekonomiyi yönettiğinde 500 milyon dolar bile satılsa Merkez Bankası`nın sitesine yazılırdı `Şu kadar dolar satıldı` diye. Biz, Merkez Bankası`nın tam 25 milyar dolar parayı yaktığını yabancı yatırımcılara yapılan brifingden anlıyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığı yönetimi ile Merkez Bankası Türk vatandaşlarının parasını yakıyor ama Türk vatandaşlarını bilgilendirme lütfunda dahi bulunulmuyor. Dün akşam yabancı yatırımcılarla yapılan bir toplantıda Sayın Fatih Karahan`ın 25 milyar doları ayrıntılarıyla `çarşamba, perşembe, cuma` diye izah ettiği belirtiliyor; üç günde tam 25 milyar dolar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vergisiyle biriktirilen hazineden, tefecilere bile nasip olmayacak oranlarla dünyanın dört bir tarafındaki 4 bin 500 kişi finanse edilmektedir ve Türkiye Cumhuriyeti Hazine Bakanı bizi değil, bu 4 bin 500 kişiyi bilgilendirmeyi tercih etmiştir. Ve bu, utanılması, hatta saklanılması gereken veri dünyadaki 4 bin 500 tefeciye emeklinin, asgari ücretlinin, dulun, yetimin, garip gurebanın parasının nasıl transfer edildiği hususunu Merkez Bankası övünçle, merdikıpti örneğinde olduğu gibi övünçle anlatmaktadır; bu utanç bile yeterlidir.”
"Sokağın sesini kesecek adımlar atılıyor"
İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu da yargı bağımsızlığı ve gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin şöyle konuştu:
“Bir taraf yargının bağımsız ve tarafsız olduğunu iddia ediyor. `Turpun büyüğü` söylemiyle biz ön haberini aldığımız bir sürecin başlangıcını yaşadıysak acaba burada yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedebilir miyiz? Başkanlığını Adalet Bakanı`nın yaptığı ve üyelerinin büyük bir kısmının Cumhurbaşkanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi`ndeki iktidar partisinin çoğunluğuyla seçilen HSK`nın olduğu bir yerde biz yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedebilir miyiz? Birçok konuda iktidarın kullandığı kavramlar doğrultusunda veya beklentileri doğrultusunda karar almadığı için görev yerleri değiştirilen hâkimlerin olduğu bir yerde siz yargının bağımsızlığından, tarafsızlığından bahsedebilir misiniz? Enis Berberoğlu`ndan tutun da Osman Kavala`ya kadar, en son Ayşe Barım; burada karar veren hâkimlerin verdikleri kararlar birilerinin hoşuna gitmediği için hepsinin görev yerleri değiştirildi. Bir muhalefet partisinin lideri bugün cezaevinde. Hangi hukuk devletinde bu kadar uzun süre bir muhalefet partisinin lideri tutuklu kalabilirdi?
10 gazeteci gözaltına alındı ki bunlardan biri Ali Onur. Ali Onur, bir medyanın muhabiri, kameramanı ve kendisini tutuklayan emniyet güçlerinin 3600 ek göstergeleriyle ilgili bugüne kadar birçok haber yapmış; kendisinin tutuklanması, gözaltına alınmasıyla ilgili karar veren hâkimlerin, emekli hâkimlerin hâkimler kadar zam alması konusunda haberler yapmış. Sokağın sesini kesecek adımlar atılıyor. Bunun gibi birçok gazeteci mesleğini icra ederken yani sokağın sesi olmak, halkı bilgilendirmek, olan bitenle ilgili bilgi vermek üzereyken maalesef bugün gözaltında. Bütün bunların olduğu bir yerde siz yargının bağımsızlığından ve tarafsızlığından bahsedemezsiniz."
"AKP`nin talimatlı yargısı ev hapsi vererek öğrencilerin eğitim hakkını da gasbediyor"
Sokak eylemlerinde gözaltına alınanların çoğunluğunun öğrenci olduğunu ve tutuklamaların hukuksuz olduğunu belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, tutuklama kararlarına şöyle tepki gösterdi:
“İstanbul Barosu 21 Mart`tan beri devam eden eylemlere ilişkin bir bilanço, bir rapor açıkladı, gerçekten durum vahim durumda. Yalnızca İstanbul`da 447 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 20`si çocuk, gözaltına alınan 174 kişi tutuklanmış, 20 kişi hakkında adli kontrol uygulanmış, 6 öğrenciye ev hapsi verilmiş. Yine İzmir`de 10, Adana`da 10 yurttaş hukuksuz bir şekilde tutuklanmış. Ankara`da yine 30 öğrenci gözaltına alınmış, 6`sı yine ev hapsine mahkûm edilmiş. Ev hapsine mahkûm edilenler kimler? Öğrenciler yani yarın öbür gün yeniden üniversiteye gidecek ve eğitimine devam edecek. İnsanları bugün AKP`nin talimatlı yargısı ev hapsi vererek onların eğitim hakkını da gasbediyor, onları eğitim alanından da uzaklaştırıyor. Gösteri ve toplantı yürüyüş hakkı anayasal bir haktır, bu hak hiçbir şekilde sınırlandırılamaz. Hukuk dışı yöntemlerle insanları gözaltına almak, insanları ev hapsiyle ve özellikle de tutuklamayla yıldırmaya çalışmanın kendisini kınıyoruz. 2911 sayılı Yasa`nın bugün toplum karşıtı bir yasa olarak AKP istismar ediyor. Normalde herkese bu hak verilirken, barışçıl, izinsiz gösteri yapma hakkı verilirken bugün barışçıl eylemlere kolluk saldırıyor barışçıl eylemlere saldırarak da toplumu kutuplaştırıyor, toplumdaki şiddet dalgasını arttırıyor ve büyük bir demokrasi düşmanlığı, büyük bir hukuk düşmanlığı yapıyor, adaleti de katlediyor."
"Bu ülkede bağımsız bir yargıdan söz etmenin olanağı yoktur"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan`ın bugünkü AK Parti grup toplantısında yaptığı açıklamaları eleştiren CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de şöyle konuştu:
“Sayın Cumhurbaşkanı bugün konuştu ama tam da olmaması gereken bir günde kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, tahkir edici, suçlayıcı ve ülke huzurunu bozucu bir tutum sergiledi. MHP Grup Başkanvekili bizim boykotumuzun huzur bozduğunu, kutuplaştırdığını söyledi ama Cumhurbaşkanını bugün dinlediğiyse asıl kutuplaştıranın, asıl horlayanın, asıl suçlayanın peşin peşin Cumhurbaşkanı olduğunu rahatlıkla görebilir ama elbette ki biz bizi görmeyenleri gömeceğiz, onlardan alışveriş yapmayacağız, o medya organları da bizi görene kadar, milyonluk mitinglerimizi görene kadar elbette ki hak ettikleri cevabı alacaklar milyonlardan.
Bir tartışma var, deniyor ki: `Ekrem İmamoğlu`na yapılanlar hukuk içerisindedir. Bırakın, bağımsız yargı görevini yapsın.` Bir defa bu ülkede bağımsız bir yargıdan söz etmenin olanağı yoktur. Cumhurbaşkanı birinci dereceden Adalet Bakanı`nı atar, HSK`yı birinci dereceden atar ve yargının tepesindeki kişidir. Zaten bunu söylemekten de çekinmez ayrıca. Sözlerine baktığınızda iki ay önce `Turpun büyüğü heybede` demişti ve o sırada bu turpun ne olduğu tartışılırken şu tartışılmamıştı: Sayın Cumhurbaşkanı yürütmenin başında, yargının tepesinde, İstanbul`daki savcıyı direk gönderen kişi, talimatlandıran kişi ve o kişi delilleri biliyor, dosyayı biliyor. Üstelik delilin büyüklüğünü öyle biliyor ki `turp` diye de değerlendirebilecek kadar içerisinde bu meselenin. Bugün de `Daha büyük turp var` diyor. Sayın Cumhurbaşkanı`na buradan seslenelim: Nereden biliyorsunuz bu turpları siz? Bu turplar önce size mi geliyor? Size mi arz ediliyor? Siz turpları, delilleri, dosyaları, suçlamaları değerlendiriyor musunuz? Siz birazcık ettiğiniz yemine saygı duyan biri olsanız size bu geldiğinde dahi, bir şekilde gelirse `Ben Cumhurbaşkanıyım, ben yürütmenin başındayım, HSK`yı da büyük oranda ben atıyorum, benim bu konuları bilmemem gerekiyor` demesi gereken kişi dosyanın tam içerisinde şimdi yeni turpların haberini veriyor ve o kadar emin ki `CHP pislik içerisinde, pislikleri örtemeyecekmiş CHP.` Bir defa CHP tertemiz bir parti, araya taraya Ekrem İmamoğlu`nu cezaevine koymak için bulabildiğiniz deliller ortada. Ortada delil kırıntısı bile yok, delil başlangıcı bile yok ama bu koşullarda `Pisliği örtemeyeceksiniz` diyor. Sayın Cumhurbaşkanı pislik örtme uzmanıdır. 17-25`i burada akladınız, Zehra Taşkesenlioğlu`nu burada yargılamadınız, kendi Bakanlığına dezenfektan satan bakana hiçbir şey yapmadınız ve baktığınızda bütün o belediye başkanlarını görevden aldınız, salya sümük ağlayarak gittiler ama herkes biliyordu niye görevden alındıklarını. Tek bir işlem yapmadınız ve onlar hakkında başlatılan soruşturmalara da sonrasında İçişleri Bakanlığı el koydu, bir gram ilerletmediniz. İşte bu, pislik örtmenin ta kendisidir.
İşin çok pis olduğunu, çok kirli olduğunu biliyorlar, Sayın Cumhurbaşkanı da ifade ediyor, dolayısıyla `Biz yokuz içinde` diyorlar. `CHP`liler geliyor, CHP`liler gidiyor` Tekrar soruyorum: Sayın Cumhurbaşkanı, siz bunları nereden biliyorsunuz, niye biliyorsunuz, niye ilgilisiniz, niye bunlarla ilgili konuşuyorsunuz? Ya, siz Cumhurbaşkanısınız; bilmemeniz, duymamanız, fark etmemeniz, yanınızda bu konu açıldığında `Kapatın bu konuyu` demeniz gereken konularda dönüyorsunuz, yargıç olmuşsunuz, yargılamışsınız, infaza bile başlamışsınız. İnfaz ne? Ekrem İmamoğlu zaten şu anda infaz ediliyor. Bırakın, yargı kararını yapsın. Sen 16 milyon insanın oyunu almış adamı cezaevine koyuyorsun; 15,5 milyon oyla Cumhurbaşkanı adayımız olmuş ve seni ilk seçimde yeneceğini herkesin bildiği, en çok da senin bildiğin adayı cezaevine koyuyorsun, sonra `Bırakın, yargı işini yapsın` diyorsun; olacak şey değil, bunun adı faşizmdir."